~Dağın Eteklerindeki Sanat~

Depresyon dağlarının eteklerindeki sanattan; ama özellikle, zihnimizde önemli etkiler bırakan bir sanattan bahsetmek istiyorum bugün. Çünkü depresif ruh haline sahip insanlar için sanat bilhassa önemlidir. Ve zihnimizin içinde yarattığı etkilerle, kendimizin de tam olarak nereye doğru gittiğini bilmediğimiz tuhaf ama keyifli bir yolculuğa çıkarır bizleri.

(Bu yolculuk adına, bu web sitesinde neler yapabileceğime dair sürekli kendi içimde düşünüp, yeni fikirler edinmeye çalışıyorum. Eğer sizin de, depresyondefteri.com ile paylaşmak istediğiniz fikir ve çalışmalarınız varsa, lütfen bize yazmaktan çekinmeyin. depresyondefter@gmail.com mail adresini veya sitemizde bulunan “İletişim” butonunu kullanarak, bizimle iletişime geçebilirsiniz.)

Duygular; gözlerimizin önüne pek çok farklı şekilde serilebilir. Tatlı veya acı anıları, hisleri duyumsayabilmenin pek çok farklı yolu, elbette ki vardır. Ancak sadece sanat; en acı duygularımızın dahi, insanların keyifle seyredebilmesine ve anlayabilmesine yarayabilecek en güçlü aktarım araçlarından bir tanesidir. Özellikle görsel sanatlar; sahip olduğu olağanüstü; “hayal ettirme ve zihinde canlandırma” gücü sayesinde, bizim için önemli bir konumdadır.

Bugün, görsel sanatlar arasında, karanlık duygu ve ruh durumumuzu en iyi yansıtabilen “resim/görsel tasarım” sanatının 2 örneğine değineceğim sizler için. Eserler üzerine, sanatsal bir kariyerim veya yetkinliğim olmadığından dolayı özellikle “bilirkişi” yorumları eklemeyeceğim elbette. Sadece, seçtiğim iki değerli eseri buradan paylaşarak, onların sizde de bende olduğu gibi etkiler yaratıp yaratmayacağını merak etmekle birlikte; sizinle birlikte ben de, yeniden bir göz atmış olacağım. Bunun için, bu iki değerli esere bakarken kendi hislerimden, düşüncelerimden ve bende yarattığı etkilerden bahsedeceğim size. Ve eğer bu yazım sizler tarafından beğeniyle karşılanırsa, yeni eserler paylaşmaya da devam etmek istiyorum elbette. Paylaşmak güzeldir. Hele ki ortak beğeni ve hisleri paylaşmak, iki kat güzeldir.

Biraz da olsa farklı hissettirebilirse bu görseller size, o zaman aradığım etkiyi ve paylaşımı bulmuşum demektir. Bu etkiler, bu paylaşım; her birimiz için tanıdık, ancak aynı zamanda kişisel ve özel olacak bizler için. Tanıdık olacak; çünkü aynı zamanda her birimiz, hayat denen koca filmin küçük kareleriyiz. Kişisel olacak; çünkü aynı zamanda her birimiz, hayatın bize kattıkları veya kapıp götürdükleriyle, bir nebze de olsa kendi rengimizi çalabiliriz bu filme…

İlk görselimiz Alaattin Efe tarafından Kağıt Üzerine Karakalem olarak yapılmış harika bir eser. Görselde beni özellikle etkileyen şey; çok küçük ve dikkatli gözler isteyen inanılmaz detayları oldu. Sizin de görebileceğiniz pek çok detaya tek tek bakarak incelemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Sizi bilmem ama bu eser bana; “sanki bir insana dışarıdan bakınca zihninin içindekileri, korkularını ve tümüyle karanlıkta kalmış yaşamını bir nebze de olsa görebilecek olsaydık, en çıplak haliyle neler görebilirdik” sorusunun cavabıymış gibi hissettirdi. Ters-düz olmuş dünyamız ve zihnimiz, korkularımız, çırpınışlarımız, solgun suratlarımız, gizli kalmış bakışlarımız ve çoğu zaman kendi kendimizden bile sakladığımız kendimiz…
Beni hayli etkileyen ikinci çalışma ise; Onurhan Serbest tarafından bizlere sunulan çalışma… İlk bakışta belki çok basitmiş gibi gelebilir size ancak; incelediğinizde, biraz da olsa dikkatinizi verip üzerine düşünmeye başladığınızda, siz de bu “düşüşe” kendinizi kaptırıveriyorsunuz. Eser; bakıp düşündüklerimizle (veya düşüneceklerimizle) birlikte, tüm kurguyu ve bu eserin verdiği keyfi bizlere teslim ediyor… İlk bakışta bana düşündürdükleri; varlığımızın “doğal” yalnızlığı ve gerek doğal, gerek modern yaşamdaki bir başınalığımız ve düşüşümüz oldu. Kendinizi düşmekten alıkoyamayacaksınız.

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir