~Melankolik Filmlere Devam…~

(Bu yolculuk adına, bu web sitesinde neler yapabileceğime dair sürekli kendi içimde düşünüp, yeni fikirler edinmeye çalışıyorum. Eğer sizin de, depresyondefteri.com ile paylaşmak istediğiniz fikir ve düşünceleriniz varsa, lütfen bize yazmaktan çekinmeyin. depresyondefter@gmail.com mail adresini veya sitemizde bulunan “İletişim” butonunu kullanarak, bizimle iletişime geçebilirsiniz.)

-WHERE THE WILD THINGS ARE (ARKADAŞIM CANAVAR) – 2009

Öncelikle film, genel olarak seyirciden takdir görmüş gibi. Fantastik hikayeler ve çocuklar arasında geçen hikayeler iyi aktarıldığında, insanlar gerçekten de bundan keyif alıyor.

Baş karakter Max, yalnız başına kalmak ve oyunlar oynamak zorunda kalmış bir çocuk. İnsanların; “git başımdan” dediği bir çocuk olan Max, bu sebepten ötürü de sürekli kendi hayal dünyasında oyunlar canlandırıp vakit geçiriyor. Sanırım bunu, sadece çocukken çok iyi başarabiliyoruz. Ancak gene de, “yalnız bırakılmış olma hissi” Max’i de derinden yaralıyor. Filmi izlerken; “bir çocuk, kendi zihni ile bu kadar fazla yalnız bırakılmamalı” dedim kendi kendime. Gene de, bu çocukla aranızda çok fazla benzerlik bulacağınıza eminim. Çevrenizde herkes ve her şey kendi halinde devam ederken, siz öylece zihninize hapsolup kalırsınız. Bu bence bize pek de yabancı bir his değil.

İçimizde sanırım hala bir çocuk barınıyor. Tam bu sebepten dolayı da, bazı şeyleri, bir çocuğun ağzından dinlemek daha fazla sızı hissettiriyor, ve bence bu başka bir yazının konusu olabilir. Biz şu an sadece Max’e ve hislerine odaklanıyoruz. Çünkü o, genelde yalnızlık çektiği hislerine göre davranan bir çocuk. Pek fazla konuşmadan da, vermek istediği tüm duyguyu, davranışlarıyla gösteriyor. Onu umursamayan annesine ve kız kardeşine karşı öfkesini ve hüznünü izliyoruz sadece.
Film, Max’in yalnızlık dolu çocukluğu ile başlıyor. Çünkü bu, daha sonra gelişecek şeyler için sadece bir giriş…
Çünkü Max, kısa bir süre sonra, yaşanan kötü şeylere karşı “Benim hatam değil!” diye haykırır ve evinden koşarak uzaklaşır. Uzak diyarlara vardığında ise, bir grup tuhaf canavarla karşılaşır. Onlara karşı kendini korumak için ise, kendisinin, Vikingleri bile kurtaran bir kral olduğunu söyler. Aralarından bir canavarın ise, bu minik krala önemli bir sorusu vardır;
“Krallarıydın ve her şeyi düzelttin mi? Peki ya yalnızlık?”

Bu soruyla birlikte, asıl konumuz olan yalnızlığa yeniden dönmüş oluyoruz. Küçük bir çocuk, yalnızlık ile nasıl mücadele edecek? Yoksa zihnindeki her şeyi var eden şey, zaten yalnızlığı mı?

Sorularımıza cevabı, “yalnız” bir çocuğun vermesi, ilginç olduğu kadar hassas hissettiriyor.
“Kötü biriymişim gibi davranıyorlar.” Ve bu durum, çoğu zaman kendi kendimize yabancılaşmamıza dahi sebep oluyor.
Zihninin içinde, kendi krallığında dolaşırken özgür hissediyor Max. Hepimiz gibi. Bir çocuk gibi, hepimiz ilk fırsatta (veya zorlukta) bu krallığa kaçıyoruz. Çünkü kral biz olduğumuz için, hiç kimse bizi yargılamayacak. Aksi takdirde, hep köle olarak kalacağız.

“Sadece dilediğin şeylerin gerçek olduğu bir yer. Keşke orada yaşayabilseydim…” Max bunu, zihninde gerçek kılmaya çabalıyor. Aslında hepimiz bunu kendi zihinlerimizde yapıyoruz. Bazen orada dahi acı verici şeyler olsa da… Orada, sadece kendi yargılarımız ile baş başayız. Bazen kendi aklımız bile bizimle oynasa da… Bazen kendi hayallerimiz bile bizden kaçsa da…
Film, bizi kendi içimizde güzel bir yolculuğa çıkarıyor. Çocuk hislerimizle görüyoruz bu kez kendimizi. Belki de hiç büyümeyen hislerimizi… Orada kalmak istiyor hep bir yanımız. Ve belki de her zaman eksik kalacak bir yarımız…

Son yazılar:

~Melankolik Filmlere Devam…~” ile ilgili bir görüş

  1. Gülseven

    Yaş kaç olursa olsun kişi kendini yalnız hissettiğinde zihninde kurduğu bazen huzur bazen ise daha çok hüzünlendiği o hayal dünyasında buluyor kendini, sadece çocuk dünyası değil yetişkinlerinde yalnızlığı ruhu kadar zihinlerinde kurduğu hayalleri olumsuz etkiliyor maalesef.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir