~Melankolik Filmlere Başlarken…~

Depresyon dağlarının eteklerinde, yeniden sanatla alakalı bir sayfa ile birlikteyiz. Bize bizden bahseden veya farklı hissettiren/hissettirebilecek filmler hakkında bir şeyler paylaşmak istiyorum bu sayfalarda.
Açıkçası bu sayfa için film ararken biraz zorlandım. Çünkü istediğim saf dram da değildi, tamamen psikolojik tahliller de…

(Bu yolculuk adına, bu web sitesinde neler yapabileceğime dair sürekli kendi içimde düşünüp, yeni fikirler edinmeye çalışıyorum. Eğer sizin de, depresyondefteri.com ile paylaşmak istediğiniz fikir ve düşünceleriniz varsa, lütfen bize yazmaktan çekinmeyin. depresyondefter@gmail.com mail adresini veya sitemizde bulunan “İletişim” butonunu kullanarak, bizimle iletişime geçebilirsiniz.)

HER (AŞK) – 2013

Açıkçası film pek de yeni olmadığı için (2013) ve sinema üzerine tahlil yapmayacağım için “spoiler” gibi durumlara dikkat etmeden yazacağımı belirtmek istiyorum. Lütfen bunu dikkate alarak yazıya devam ediniz.

Öncelikle, film hakkında yorumları okuduğumda, pek de izlemek istemedim. Genelde olumsuz yorumlara rastladım. Ama sanırım, filmi sadece izlemek için değil, anlamak için izlediğimden, son derece keyif aldım ve beğendim. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Filmin daha başında, baş karakterin (Theodore), insanlar için hazır mektuplar yazan biri olduğunu görmek beni ilk şaşırtan şey oldu. Ben de bu sitede, insanlara “Depresyon Dağlarının Eteklerinden” mektuplar gönderen biriyim neticede.
Ve ilk sahnelerde, bir asansöre bindikten sonra kulaklığı takıp “melankolik bir şarkı çal” dediği kısma bayıldım. Eminim pek çoğumuz bu harekette ve başı önünde yürüyen, gözleri bulutlu gibi bakan bu karakterde kendini bulacaktır.

Theodore’un ruh durumu hakkında gerçekten özel bir çalışma yapıldığı veya karakteri kurgulayan kişinin konu hakkında oldukça bilgili olduğu açık. Filmlerde, cinsel gönderme veya vurguları sevmesem de, karakterin gece gelen rahatsız edici düşüncelerini durdurmak amaçlı, amaçsız eylemleri, sanal cinsellik uygulamalarına yönelmesi, genelde toplumda bir kaçış yolu olarak -yanlış olduğu kesin olmakla birlikte- tercih edilen bir yöntemdir. Bununla ilgili en güzel açıklamayı gene filmin içinde bulacaksınız. Kahramanımız Theodore, duygusal değil ancak, cinsel arayışını şöyle tanımlıyor; “Belki de böylelikle, kalbimdeki küçük yara kapanırdı…”

Ve kahramanımız bir gün artık bu yalnızlığa bir son vermek isteyip, gidip bir yapay zeka yazılımı satın alıyor. Theodore için çok önemli hale gelecek olan yapay zeka yazılımı karakteri olan “Samantha” ile böylece tanışmış oluyor.
Samantha üst düzey bir yapay zeka programı ve Theodore hakkında, gerek kişisel gerek bilgisayarındaki bilgilerden derleme yaparak tıpkı bir insan gibi öğreniyor, gelişiyor ve kişisel sohbet deneyimi sunuyor. Zaten Theodore da en çok bundan etkilenir. Sadece kendisiyle ilgilenen birisi vardır sonunda hayatında. Bu aslında kulağa tuhaf geliyor olsa da, bugün dahi böyle bir programı deli gibi isteyecek insanlar varken, gelecekte bunun hakkındaki çalışmaların ve taleplerin daha da artacağını hep birlikte göreceğiz. Ki şahsen ben, insanların birbirleriyle sanal sevgililik gibi bağlar kurmalarını bile bundan çok da ayrı bir yere koyamıyorum.

Ancak gene de Theodore’un aklı, hala kendisinden boşanmak isteyen eşindedir. Artık geçmişte kalmış olan pek çok güzel şeyi ve yaşanmışlığı bir türlü kafasından silip atamaz. Bu hepimiz için böyle, ve böyle olacak. Çünkü biz yapay zeka değil, yüzde yüz; insanız.
Ve Theodore’un duygusal karmaşa içinde olduğu ve melankolik hissettiği sahneleri özellikle beğendim. Bir insan için küçük ancak değerli olabilecek anlara kısa geri dönüş sahneleriyle birlikte verilen naif duygusal müzik harika bir ikili oluşturmuş.
Aynı zamanda Samantha’nın da duygularını anlattığı sahneler çok etkileyiciydi. “Hislerim gerçek mi, yoksa programımın bir parçası mı bilmiyorum. Ve bu düşünce canımı acıttı…”
Aslında bunun gibi can yakıcı soruları bazen hepimiz kendi kendimize soruyoruz. Ve canımız yanıyor…

Filmdeki diyalogları dikkatle dinlerken, sizin de benim gibi, bir şekilde anlatılanlarda kendinizi bulacağınıza inanıyorum. Melankolik bir insanın, ve melankolik bir robotun hayallerini dinlerken, düşüncelerinize kendi yaşamlarınızı yansıtacaksınız.
“Geçmiş; kendimize anlatıp durduğumuz hikayelerden ibaret.”

Son olarak; kendim hakkında bazen Theodore gibi hissediyorum;
“Ne istediğimi bilmiyorum. Hiçbir zaman. Tek yaptığım, insanların kafalarını karıştırmak. Sence ben, gerçek bir ilişki için yeterince güçlü değil miyim?”

Belki sanal bir ilişki için bile yeterince güçlü değilim. Tıpkı Theodore gibi… Ve onun sorduğu soru sanki benim ağzımdan döküldü bütün ömrüm boyunca; “Samantha, neden gidiyorsun?”

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir