~Sevgiliye; “Solgunlukta Yorgunluk Mektubu”~

“Gözlerim, gözlerine bakabilmek için fazla korkak. Kirpiklerim korunak olmaya çalışıyor.
Kalbimi delip geçen okların karşısında, göz kapaklarımın pek bir şansı yok.”

Tanımazsın sen beni. Uzaklardan bakan bir çift solgun gözüm ben. Dizlerim, sana koşmama izin vermeyecek kadar yorgun.
Cesaretsizliğimin tekmeleri altında zayıfladı bileklerim.
Senden ayrı bir dünyada serpilip, kök salıyorum.
Tüm o beni anlamaya çalışma çabaların takdire şayan olsa da, bilemeyeceksin asla, kalp atışlarımdaki o düzensiz etkini. Bazen kendi köklerime dolanıp kalıyorum.

Tüm nefes alışverişlerin zihnime kazılı.
Sanki her biri kendi ciğerlerime doluyormuşçasına hayat veriyorlar bana; nefesin, ve ruhunda sakladığın güzelliğin.
Suya yazı yazmanın imkansızlığı karşısında; sen kalbime adını yazmayı nasıl başardın? Zorlanmış ve zorlamış olmalısın; zira, adın kazınırken bolca kırılıp dökülmüş ve kanatılmış, üzerinde çalıştığın kalp.
Şimdi ne adın siliniyor üzerinden, ne de tamirine olanak var. En ufak bir temasta bile, kanamasına engel olamıyorum.

Peki ya hala, her zaman için sanki yeni bir yaraymış gibi acımasına ne demeli… Ne alışabiliyor, ne de boş verebiliyor insan.
Bir fırtına gibi gelip gidişin hayli tahribat yarattı. Travmaya bağlı, zaman zaman krize giriyor kalbim. Yaşama devam edebilmek için her çarptığında, aslında yaşamdan bir şeyler götürüyor. Sahip olduğu çatlaklar daha da genişleyip yarılıyor.

“Kendi sonuna doğru akan bir kum saati gibi” demek isterdim ama, benimkisi daha çok bir saatli bomba gibi. Bir zaman sonra, içindeki tüm o suskunluğun ve doluluğun patlayacağına inanıyorum.
Merak etme; ne sevdalı olduğu sana, ne de bir başka kalbe zarar veremez kalbim. O her zaman, sadece kendini yakan bir ateş oldu. (Yabancı bir kalpten gelebilecek bir damla gerçek sevgi bile söndürebilirdi oysa ki; her ateşi…)
Senin kalbin ise, sadece bir yabancı olmayı seçti bana karşı. Belki de zorunlu bir tercihti bu, bilmiyorum…
Gerçi, ben bile çoğu zaman kendi kalbimi seçmekte zorlanıyorum.

***

Karşılık beklemeden yapılan şeylerin en acısı sevmektir.
Çünkü yapman gereken tek şey; sadece sevmek, ve yoluna devam etmektir.
Bir dilencinin, ihtiyaç içinde açtığı eli dahi açmaya hakkın yoktur.

Bense; öylesine el açmadan sevdim seni…
Gözlerinde öyle alçaktım ki; beni görebilmen için başını eğmen gerekti.
Ancak göremedin. Çünkü gururun buna izin veremezdi. Gözlerini bana dikip, benim seviyeme, sevgimin derinliğinin seviyesine inmekten korktun.
Senin haklı dünyasal kaygıların, benim bedenime saplanıp kalan kargılar oldu.

Yaşamını idame ettirebilmek adına yanında bulunduğun kişilerin kalbinde ebedi kalamayacak olsan da; iyi günde kötü günde, ben senin için ağlarım. Hastalıkta da sağlıkta da; hala kanıyor izleri, gizlerin…
Kalbimin her bir damarı, adını omuzlarında taşıyor; adını duyduğu her an, ruhta saygı duruşunda bulunuyor tüm varlığım.
Artık hiç söylenmeyecek bir türkü gibisin; bir daha hiç gelmeyeceksin bu yollardan. Ancak ilk günkü umutla, yoluna kırmızı halılar değil, kalbimi serdim, bekliyorum.

***

Hiçbir şekilde suçlayamam artık, ne seni, ne de başka bir kimseyi.
Bu bir denge.
Tıpkı “zenginlik” kavramı var olduğu için “yoksulluk” kavramının da var olduğu gibi; benim gibiler sevilmemeli ki, bizden farklı olanlar tam olarak sevgiye doyabilsin.
Teoride basit gibi, ancak bunu yaşamak, gerçekten zor geliyor.
Zaten bu dünyaya “diken” olmak üzere geldim ben. Dokunsan, batarım ellerine. Üzerine bir de bunun için acı çekerim. Çünkü canını acıtmak, dünyada isteyebileceğim en son şey.

***

Susmam gerekiyor çoğu zaman. İpe sapa gelmez sözlerimle, sana ve diğer insanlara zarar veriyorum.
İnsanlığımı uysallaştırmayı başarmak çok zor.
Uzun süreler sussam da, bir an geliyor, gene konuşup her şeyi berbat ediyorum. Üstüne bir de kendimden soğuyorum.
Senden ve sevginden vazgeçip gitmek çok zor.
Ancak kalsam da bir fayda etmiyor.
Açıkça söylemem gerekirse; senin, içinde benim olmadığım mutlulukların; benim içimde bir şeyleri acıtıyor.
Buna hakkım yok biliyorum. Ama hislerimi gizlemek istemiyorum.
Ancak, seninle birlikte mutlu olabileceğim aynı fotoğraf kareleri, sadece zihnimde mevcut.
Ve bu beni yeterince üzüyor…

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir