~Sessizlikte Oturup Yanarken~

Burada öylece oturmuş seyrediyorum yanışımı.
Aklımın içindekilerle yalnız başımayım, alevler etrafımı sararken. Kendimden saçılan ışıklar aydınlatıyor etrafımı.

Canım yanıyor ancak, gülümsemeye çalışmayı sürdürüyorum; içimde taşıdığım candan dolayı, umut etmeye devam ediyorum. Çabalıyorum.
Bu sessizlik ve yalnızlığa düşerken, birileri tutmaya tenezzül etmedi beni.
Oturmuş düşünüyorum, ve kendi kendimin derdine ağlıyorum şimdi; var oluşumun kavranamazlığına… Tüm göz yaşlarım kalbimden kopup dökülen, yaşam içeren tohum taneleri gibi. Ancak yaşam taşımaya değil, hiçliğe düşüp yok oluyorlar şimdi.
Yazdıklarımı ve yazamadıklarımı düşünüyorum. Boşa söylenmiş onca söz gibi her biri. Ne amaçları vardı. Sessizlik içinde ölmeleri gerekmez miydi?
Ne kendi yaralarımı sarabildim, ne de deva bulabildim bir başka kişiye bu sözlerle. Belki hislerimi hissettirdim birilerine, biraz da olsa.

Hislerim, acıdan bir kapla kaplanmış gibi.
Sessizlik ise, bunu daha da keskin kılıyor. Her yanım kesilirken, ses etmeye hakkım yok.

Tüm varlığım ateşe atılmış gibi; ruhum çok ince ve keskin bir acı çekiyor. Adeta, bu acı, ruhuma özel tasarlanmış.

Bedenimin sessizliği içinde çığlıklar atan ruhumun duyulması için yeterince sessiz ve dingin değil bu dünya. En iyi işiten kulaklar dahi duyamaz, en hassas sensörler bile algılayamaz bu sessiz çığlıkları.
Herkes kendi türküsünü söylüyor. Duymak istemiyorum.
Hayal kurmak dahi istemiyorum. Zihnimde canlanan mutlu olma arzusu dahi acı veriyor bana. Tüm tahayyül edebilme yeteneğimi yakmak istiyorum.
Biliyorum, kötü şeylerle birlikte iyi hisler de yanıp yok olacak. Ancak, belki ancak o zaman bir düzene girebilecek her şey.
Mükemmel durgunluk… Hareketsizlikten doğan mükemmel huzur hareketi.
——
Öylece oturmuş seyrediyorum ateşimi zihnimle harlayışımı. Hayatım içimden geçip gidiyor, ardına bile bakmadan. Dönüşü olmayan, akıp giden sular gibi. Tutmak için çabalamıyorum bile. Akıp gidişi onu tekrar geri getirmez ama, huzur getirebilir belki…

Kendi kendimin bile umurunda olamadım.
Fırlatılıp atılmış olduğum bu dünyada, oradan oraya savrulup devrildim. Kalkmamam için, hayat dizleriyle genzime bastı adeta.
Yalnızca gözleriyle görmeye çalışarak bakan insanlar acımı göremiyor.

Ruhum hala yanıyor, ve ben sönmek istemiyorum artık, tek istediğim; yanıp bitmek.
Herkes dehşet içinde çığlıklar atarken, ben kül olmanın huzurunu yaşıyorum.
Çünkü bir yandan, her şeyle birlikte yalanlar da yanıp bitiyor. Bana zarar veremezler artık.
Tamamen yandıktan sonra, yarım kalmış hayallerim olmayacak artık ağlayabileceğim… Nefret olmayacak. Gözlerim dolmayacak artık, dolup taşmayacak.
Ateş beni arıtıyor. Ebedi durgunluk…
Yanıp bitişi yana yana bekliyorum şimdi.
Çünkü yarım kalmış şeylerin, hiç var olmamış olması daha iyidir.

Herkes dehşet içinde çığlıklar atarken… Ebedi durgunluk… Yalanlar, hayaller; her şey yanıyor. Zorundalıklarım artık ortadan kalkacak demektir bu;
Sokakta gözlerim yerde dolaşmak zorunda değilim artık,
Aranızda olmak zorunda değilim artık,
Yaranız olmak zorunda değilim artık,
Acı çekmeyeceğim artık; sevgi aramak zorunda olmayacağım için…

Oysa ne çok isterdim sizinle birlikte ağız dolusu gülebilmeyi.
Ne kadar da hevesliydim kalbimi ellerine vermeye; bana sadece elini bile uzatmaya tenezzül edecek olan birinin… Ne kadar da çok yakmışım kendimi, kalbinizin kapısında yatabilmek için. Taştan kilitlerle kilitlenmiş kalpleriniz için, ben kendi gönlümün perdelerini ateşe vermişim…

Unuttum bir sebepten artık kimliğimi bile. Kimim ben? Kimdim?
Çekilen iki çöpten kısa olanıyım ben. Yakılacak ilk odun, elenecek ilk şık.
Her zaman için tercih edilmeyecek, ve elenecek olan ilk seçenek…

Yanıp bitişimi bekliyorum şimdilik. Isınmak için kalbini yaklaştırabilirsin. Korkma; uzanıp onu incitecek ellerim yok benim…

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir