~Kalbini Hissedebiliyorum (ve hissedeceğim)~

Kalpten kalbe, ruhtan ruha giden köprüler vardır. Gözler görmez, kimse bilmez ancak, bu köprülerden, acılar yürür geçer…

Şefkat olması gerekir her şeyden önce içimde. Sadece kulaklarımla dinlememem gerekir seni. Yüz yüze değiliz belki ama, belki de kalp kalbe olmak bundan daha iyidir… Anlatma, ağlat bana duygularını, ortak birkaç gözyaşımız olsun; silinip gidecek olan anılardan çok daha hatırı sayılır olacak olan… Gözlerini kaçırmanı da, susmanı da istemiyorum, söyleyeceklerin mantıklı olmak zorunda da değil. Tekrar tekrar dinlemek istiyorum, seni inciten en küçük bir detayı bile, gözden kaçırmadan. Bu yüzden; lütfen, gözlerini benden kaçırma.

Tüm zamanlarımda senin için endişeleniyorum. Harcanan zamanlarda benim için endişe edilmediğinden; bilirim.
Tüm zamanlarımda, geçirdiğin tüm değişimler üzerinde düşünüyorum ve kalbinin eriyişini hissediyorum. Benimki çoktan erimiş olduğundan; bilirim.
Aynadaki ile aran pek iyi değil ve çoğu zaman onu çirkin buluyorsun. Yıllarca o yanılsamalı yansımayla kavga ettim ve bizi barıştıran olmadı; bilirim.

İçinde yıkılan devasa şeyler var. Eminim ki, sen de çoğu zaman, benim gibi, bu yıkıntıların altında kalıyorsun.
Ne zaman böyle hissetmeye başladın? Ne zamandan beri yıkıntılar altındasın? Bunun cevabı, sanki bizden çalınıp götürülen bir sır gibi. Sanki onu bir yakalasak, her şey çözülecekmiş gibi…
İçinde ezilen kalbin acısı bileklerimde; kalp atışlarını kendi damarlarımda hissediyorum. Sana bu hissi veren o şeyde neydi? Bulsan bile, amacın intikam almak değil biliyorum; sadece, sen de benim gibi, “neden” sorusunun cevabını merak ediyorsun. (Ancak bilebilecek olsaydık bile, ne değişirdi ki? Soru soruyu açıyor.)
Ben de senin için bir şey yapamıyorum farkındayım. Ama emin ol, sana uzak olduğum kadar yakınındayım. Kalbin ve ruhun gizli merdivenlerini kullanıyorum.

Yardım istemek için uzattığın darbeli elin dinlensin, bedenden öte bir iletişim için seninleyim. Kendimi, kalbimi alçaltmam gerekti ruhumu yükseltmek için. Aksi halde ben gene yaşardım ama, o zaman benim gibi olan insanlara nasıl erişirdim…

Şimdi kimliksiz bir ruh gibiyim ben.
Adıma ister “cesaret” de, istersen de “umut”. Önemli değil, ben sadece, öylesine biriyim; gelmekte, ve geçip gitmekte olan. Önemi yok dünyasal kimliğimin. Bana yeter düzeyde olan birkaç şeye sahibim.
Bu dünyaya ait olmayan ruhsal bir dil ile seninle iletişim kuruyorum; işte bizim maddi dünyadan saklı ruhsal kimliğimiz…

İyi günlerin, mutlu anların sende kalsın. Ben yalnızlığının acılarını paylaşmak istiyorum. Benim yıllarımı alan değişmez hislerim, sende değişsin istiyorum.
Daha fazla ne yapabileceğime dair bir şeyler öğrenebilmek adına, kalbim ile dinliyor, seni işitmeye çalışıyorum. Belki de ancak bu şekilde daha da yetkin olabileceğim.

Hislerine yabancı kalabalıklar gibi değilim. Anlayış rüzgarları içinde savruluyor, saçlarında geziniyorum. Tümü öneminden… Kalbinin ve ruhunun taşıdığı değerden dolayı her şey.

Karamsarlığın dalgaları, senin boyunu aşmaya çalıştığı her zamanda, sadece dalgayı atlatana kadar bekle, ve acele etme.
Kaçmaya çalıştığın pek çok oyun, senin kendi zihninde oynayıp duruyor. Pek çok kimseler senin gibi, bizim gibi hissetti merak etme. Biz sadece; büyük bir kuşun küçük kanatlarına sahibiz. Sen gene de, her zaman başaramasak da, kanatları değil de, tüm gövdeyi görmek için çalış. İnan ki, ben dahi filmin sonunu deli gibi merak ediyorum. Durumun hakkında, durumumuz hakkında belki çok şey yapamam, ama çok şey yazabilirim.
Sen, kendi benliğinden, insanlığından kopma yeter.

Ve biliyorum, şimdiye kadar yaşadıklarından çok daha iyi şeyleri hak ettin. Sabrettin ama, eremedin muradına.
Yarına kalan düşlediklerimiz hakkında, seninle konuşmak istediğim daha pek çok şey var. Benimle kal…

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir