~Diplerden Gelen En Dip Duygular~

Değerli “benim gibi olan”,
Hem değerli olup, hem de “benim gibi olman” çelişkisine hiç değinmeden mektubuma devam etmek istiyorum. Zira bununla değerli vaktini harcamak istemediğim gibi, açıklamasını yapamayacağım konulara da girmek istemiyorum;

Düşünsene; şu an mutluyum, veya üzgünüm mesela… Olumlu veya olumsuz, ne hissedersen hisset, yalnız başına çekmeyi değil; insan paylaşmayı istiyor bu duyguları. Çünkü tek başınalıkta ustalaşamadıktan sonra, en güzel duygular bile içini sıkıştırır ve hasta eder seni.
Ama çevrende seni dinlemek, daha doğrusu anlamak isteyen ve anlayan birileri olmuyor. Ve bu birileri olmadığında, her şey çok daha fazla zor, çekilmez oluyor.

Hiç kimse, bana (da) böyle bir ilgi göstermedi. Elbette, mutlaka sebepleri vardır. Kimseyi suçlamak istemiyorum. İnsanların bende bir değer bulamaması onların suçu değil. Zaten bunun için, ben de kendime özel bir önem atfedemem. Sanırım insan bir aşamada, artık kabullenmeye çalışıyor.

Yalnızlık; sadece kabullenildiğinde, veya -bir sebeple- gerçekten gönülden arzu edildiğinde katlanılabilir olur. Sanırım ben hala, içimdeki “sevgi boşluğu” hastalığımı yenemedim.
Bu tutkuyla yendi bitti ömrüm; ama bu şeyi, bir türlü bitiremedim.

Biliyor musun, çok da bir seçenek yok önümde. Çoktan beri anladım ki; her insan sevilmek için var olmaz. Her insan sevilmek için değildir. En azından diğer insanlar tarafından…

Bazı insanların, tıpkı bir dağ gibi uzaklara çekilmesi, ve insanları uzaktan izlemesi, ve sevmesi gerekir.
Her insan sevebilir, ancak her insan sevilemez çünkü.
Ve her insan bir “dağ” gibi de olamaz aynı zamanda. Her iki durum da, kendisine göre, özel bazı niteliklere sahip insanlar ister. Bir “dağ” olmak üzere atanmış kişi, hiçbir zaman diğer herhangi bir insanla, uygun bir gönül paydaşlığı içinde olamayacak.
Ve sevilmek üzere seçilmiş kişi de, kendisini bir “dağ” olmak üzere hazır edemeyecek hiçbir zaman. Çünkü; bizim üzerimizde (ve içimizde), bize egemen başka bir şey var.


Gene de bu bana, kabul edilebilir ve anlaşılabilir gibi gelmiyor. Aklım ve mantığım birbirleriyle harp içinde. “Her şeye rağmen; sadece gözyaşları biriktirmiş olamam” diyorum, kendi kendime. Bu durumun ve açıklamaların mantıksız veya doğru olmadığı anlamına gelmez. Sadece insanım, ve kabullenme problemi yaşıyorum.

Tüm ömrüm boyunca çabaladım çünkü… Bir anlamı olmalı diye. Bir anlamı olmasını istiyorum. Bir anlamı olabilmesi için neler vermezdim…

Bir ömür sevgiyi kovalayan insanlar vardır. Bu insanların çok akıllı ve zeki oldukları söylenemez. Kendimden biliyorum.
Akıllı ve zeki değiliz, çünkü defalarca darbe almış olsak da insanlardan, hala onlardan gelebilecek bir değer arar durur gözlerimiz.
Bu bizim zayıflığımız. Hiçbir zaman; “bundan sonra ben de böyle olacağım, umurumda olmayacak hiçbir şey” diye bir karar alamayız mesela. Çünkü biliriz, hemen ardından gelecek ilk küçük gülümsemeye aldanacağız.
Kalbimizi paramparça etmeye hazır olan, aldatıcı maskeli celladın ellerine, kendi ellerimizle teslim edeceğiz kalbimizi hatta.

İnsanlar bilir bizim zayıflığımızı. Bu yüzden değersiziz gözlerinde. Zayıfız belki de, ağlayabildiğimiz için. Değersiziz belki de, onlara doğrudan bakabilecek gururlu gözlere sahip olamadığımız için.

Az biraz gurura güven kattığımızda, mayalanıverir kibir. Bununla baş edebilen az insan vardır. Belki de mayamızda yoktur, insanların bizde görmek istedikleri.

Değerli “benim gibi olan”;
Benim gibi olmaman için neler feda etmezdim… Zaten bir şeylere sahip olduğum da söylenemez.
Yokluğumdan biliyorum; çünkü zaten her şeyimi çoktan sevgi uğruna feda ettim.
Ben bir sevgi hacısıyım artık.

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir