~Dağın Zirvesinden İlk Mektup~

Pek kıymetli “Öteki”,

Yıllar ve yıllar öncesinden kendimi buraya sürülmüş bulduğum Depresyon Dağlarının zirvesinden en derin selam ve sevgilerimle…
Buraya taht kurmuş bulunuyorum.

Her şey çok fazla dağınık, ve ben bunları nasıl derleyeceğime dair herhangi bir fikre sahip değilim. Elimden geldiğince seninle birlikte olmaya çalışacağım, pek kıymetli “Öteki”. Dilerim hatalarımı bağışlarsın.

Öncelikle, büyük bir heyecanla belirtmek isterim ki; sürgün olarak gelmiş olduğum bu yeri, pek tabii bir konut haline getirebildim. Sana da buradan, evimden yazıyorum, pek kıymetli “Öteki”. Büyük bir defterim var, buradaki yaşantıma ve hislerime dair. Ve mektuplar yazıyorum sana. İletebilmem için dağımın zirvesinden, eteklerine doğru inmem gerekiyor. Bu benim hayatımın, belki de kısa anlatımı diyebileceğim bir git-gel dizisi. Mektuplar için zirveden eteklere inip çıkmak açıkçası sancılı bir süreç ve zorluklar gerektiriyor.

Ama sana değer, pek kıymetli “Öteki”. İletildiğine dair somut bir bildirim edinemesem de, soyut hislerimle, sözlerimin kalbine çakıldığını biliyorum. Bu bilme durumunda olabilmek için; gerçek anlamda tek somut sahipliğinin neler olduğunu bilince çıkarman gerekiyor.

Zaten kalpten ve ruhtan başkaca da bir şeye sahip değiliz. Yani, aslında pek de kıymeti olmayan bu sözler; kalpten, ruh aracılığıyla çıkıp; ruhun aracılığıyla, kalbine saplanıyor. Olması gerektiği gibi.

Kıymeti yok bu sözlerin evet, çünkü asıl mesele iletişimdir bence. Yani sana iletmek istediğim bu ruhun etkisini ve kalp parçacıklarını, “mecburen” bu sözler sayesinde iletebiliyorum. Böyle olunca da, asıl mesele sözler değil, hisler oluyor.

Evet, nefes alırken içini sıkıştıran şeyden bahsediyorum. Elinde olan tek gerçek şeyden…

Biliyorum bu mektup ve gelecek mektuplar, bu defter, hiçbir zaman tam anlamıyla duygularına tercüman olmayacak. Olmasın, sana ulaşmış olması yeter, pek kıymetli “Öteki”.

Bu sana ilk sözlerim olsun. Sana anlatmak istediğim çok şey var, ancak tek bir mektupta hepsi iç içe geçsin ve asıl manalarını kaybetsinler istemiyorum.

Pek kıymetli “Öteki”,

Yıllar ve yıllar öncesinden kendimi buraya sürülmüş bulduğum Depresyon Dağlarının zirvesinden, tekrar görüşmek dileğiyle…
Buraya taht kurmuş bulunuyorum.


Edebi Alıntı:
“Şiirlerinizin iyi olup olmadığını soruyorsunuz. Bana yöneltiyorsunuz bu soruyu. Daha önce de başkalarına yönelttiniz. Dergilere yolluyorsunuz şiirlerinizi. Onları başka şiirlerle karşılaştırıyorsunuz ve kimi dergilerin yazı işleri kurullarının şiirlerinizi geri çevirmeleri sizi tedirgin ediyor. Madem ki bir öğüt için başvurdunuz bana, size bu tür girişimlerden tümüyle el çekmenizi salık vereceğim. Gözlerinizi dışarlara çevirmişsiniz; ama işte en başta vazgeçmeniz gereken şey. Kimse akıl veremez, yardım elini uzatamaz size, hiç kimse. Tek çıkar yol, gözlerinizi kendi içinize çevirmenizdir. Size yazmanızı buyuran nedeni araştırıp ele geçirmeye bakınız. Yüreğinizin ta en dip köşesinde kök salıp salmadığını araştırınız bu nedenin. Yazmanız diyelim ki yasaklandı, ölür müydünüz o zaman ya da yaşar mıydınız eskisi gibi, bunu açıklayın kendi kendinize. Özellikle şunu yapın: Gecelerinizin en sessiz saatinde kendinize şu soruyu yöneltin: İlle de yazmam gerekiyor mu? Deşin içinizi, diplere inin, derinlerden bir yanıt ele geçirmeye çalışın. Ve bu yanıt onaylayıcı nitelik taşıyorsa, sorduğunuz sorunun karşısına “Evet, yazmam gerekiyor” gibi güçlü ve yalın bir yanıtla çıkabiliyorsanız, o zaman bu zorunluluğa göre kurun yaşamınızı; en sudan, en değersiz saatine varıncaya dek yaşamınızı bu içsel dürtünün simgesi ve kanıtı yapın. O zaman yeryüzündeki ilk insan sizmişsiniz gibi, (…) dile getirmeye çalışın.”
-Rilke, R. M. (1998), Genç Bir Şaire Mektuplar, Aralık Yayınları, İstanbul, sf.11-12

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir