~Renklere Bulanan Siyah~

Mutlu Kelebek’ten;

“Zamanı avuçlarımızda tutabilseydik eğer, uğradığımız acıları geçebilir, sevgiyi ilk yaşadığımız an’a geri dönebilirdik. Sessizliği, kimsesizliği iyi biliriz. Çünkü her insan gün geçtikçe eksilir kendinden. Gün geçtikçe sağırlaşır acı sözlere. Yalnızlığın prangalarına takılıp kalırız, yalnızlık ruhumuza sarılı bir sarmaşık kesilir o anda. Çırpındıkça sarar kendine, onu kabullenmediğin sürece bırakmaz. İnsanların kalabalığından korur, kollar. 


İhtiyacımız var mı gerçekten insanlara? 


Yalana, dolana, samimiyetsizliğe uğramaktan yeterince bıkmadık mı? 
İşte bu yüzden sıkıca sarılmalı yalnızlığa. Kendimizi kabullenmeli, ruhumuzla özgürce vakit geçirmeliyiz. Böylece, kafamızın içinde dönüp duran çığlıkları bastırmaya gerek duymaz, kalbimizin en ufak sevgi için dilenen bir çocuğa dönüşmesini göremeyiz. Ruhumuz, bir ağacın dalında kalan çürümeye yüz tutmuş son yaprak olabilir. Buna rağmen sıkı sıkıya tutunur ağaca, yani bize. Tek korkusu, dökülen yaprakların oluşturduğu basit kalabalıkta yer edinmek istemeyişidir her zaman… 


Karanlıktan da korkar kimi insanlar, çünkü kendiyle baş başadır o anda. Endişe duyar, kafasında ki sesler artmaya başlar, duymak istemez. Çevresindeki insanlar, nesneler, duvarlar gömülmüştür siyaha. Karanlığa aşıktır kimi insanlar da, çünkü kendini iyi bilir. Karanlığın çirkin yüzü, örtemez kendindeki güzelliği. Hoşnutluk duyar bu durumdan, hep karanlıkta kalmak ister, insanların çirkin yüzlerinde aramaz huzuru. Karanlığa, ancak kendimizi sevip, değer verirsek bir kibrit yakabiliriz. Aksi takdirde, çirkin yüzlerde yaşar, korkar, kimsesiz kalırız. 


Nerede, ne zaman son bulacağımızı bilmiyoruz. Hep bir arayış, telaş içinde yaşıyoruz günlerimizi. Değmeyecek kişilere takılıp kalıyor, ruhumuzu karanlığa boyuyoruz. Tüm renkler elimizdeyken bunu kendimize yapmamız ne kadar doğru olabilir ki? Siyaha olan bu hayranlığımız neden? Her şeyi örtüp, yok ettiği için sanırım bu müptelalık. Ve bu biraz da korkaklık. Renkleri taşıyacak güçten kaçıyoruz, beyazın verdiği masumluğu, kırmızının verdiği cesareti, tutkuyu veya mavinin huzuruna sığınmaktan soyutluyor, siyahı aşılıyoruz kendimize. Bu olmamalı. Renklere bulaşmalı, verdiği hazların sonuna kadar tadını çıkarmalıyız. Gerekirse birer gökkuşağı olup çıkarız herkesin karşısına. Nasıl hayranlıkla süzüleceğinizi hiç düşündünüz mü? Neşeniz, gülümseyişleriniz ilk başlarda tuhaf karşılanacaktır insanlar tarafından. Çünkü onlar, bizim acı içinde kıvranmamızı, ağlayıp sızlanmalarımızı görmek için can çekişirler. Bir nevi, düşman kesilirler. 


Hayatımızın her anında renkli olamayız elbette, kimi zaman ihtiyaç duyarız siyaha. İşte o anlarda siyah bizde kalıcı olmamalı. Tekrardan yaşanılanları, acıları silip renklerimize dönmeliyiz. 


Bazı anlarda duygularımızı da görmezden geliriz. Hep mantığın sesi yükselir, kalp sessizce dinler mantığı. Sonra dayanamayıp, bağırmaya başlar “sev” diye. Hayatımız boyunca hep hatalardan, yanlışlardan ders alarak tecrübe alırız. Sevgi konusu da buna eş değer. Yanlış kişileri severek doğru kişiyi canlandırırız kafamızda. Yanlış kişiden yola çıkarak, tercihler veririz. İşte bundan dolayı sevmekten kaçmamalıyız. Hayal kırıklıklarını göze alıp, cesaretimizle koşmalıyız sevgiye. 


Kendimizi her şeyden soyutlayarak, korkarak hiçbir yere varamayız biz. Özgürce düşünmeyerek, insanların düşüncelerinde kol gezerek bir adım dahi ileri gidemeyiz. En mühimi, kendimizi kaybederiz. Kendini kaybetmiş, umudunu yitirmiş birinden kim ne bekleyebilir? Siyaha daha ne kadar boyayıp tüketeceğiz kendimizi? Hata yapmaktan korkarsak, nasıl doğruyu seçeceğiz ki? Bin bir soru birikir, kendine haksızlık eden insana karşı. Acı olan şudur ki; verebilecek tek bir cevabı yoktur. Susmayı, kabuğuna çekilmeyi tercih eder ve bitirir gün geçtikçe kendi kendini. Hiçbir zaman, yitirmemek gerekir umudu. Duygularımızın önüne engel koymaktan vazgeçip, her şeyi doyasıya yaşamalıyız. Renklerimizi ne kadar soldurmaya çalışırlarsa çalışsınlar, biz yeniden renklenip, güzelleşecek güce sahibiz. Yalnızlığı ne kadar kötüleyecek olurlarsa, ruhumuzla dansımıza devam etmeliyiz aldırmayarak. Ve en önemlisi şudur ki; ne kadar çirkinlik içinde kalırsak kalalım, çamurdan saray yapmak bile bizim elimizdedir. 


Çünkü, artık kendimizleyiz…”

(“Konuk Odası” sayfasında yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı; depresyondefter@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.)

Son yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir